Neler yeni

T

KeLebekK

Asil Üye
Kullanıcı
Katılım
25 Eki 2018
Mesajlar
1,883
Beğeniler
55
Puanları
48
#1
Tampon Devlet: Devletlerin güvenliklerini sağlamak amacıyla oluşturdukları ara bölge



Tanıma: Bir devletin varlığını başka devletlerin de kabul etmesi. Tanımadan sonra devletlerarasında siyasal ilişkiler kurulur.


Tarikat: Aynı dinin içine, tasavvufa dayanan ve kimi ilkelerle birbirinden ayrılan Tanrı’ya ulaşma yollarından her biri.

Tasavvuf: İslamiyet’te din gerçeğine akıl ve mantıkla değil, sezgi ile gönül yolundan varmayı, esas tutan düşünce sistemi.

Tekfur: Anadolu’daki Bizans valisi ve beylerine verilen unvan




Teokrasi: Bir devletin, yapılanması, yönetimi özellikle hukuk kurallarının din esaslarına dayandırılması.

Tersane: Gemi yapılan yer

Töre: Bir toplulukta...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapınız. Giriş yap veya üye ol.
 
Katılım
16 Kas 2018
Mesajlar
33
Beğeniler
16
Puanları
8
#2
T​
Tağ: Kavun, karpuz gibi bitkilerin gövdeleri ve yerde kayılan kolları, dalları*.​
Taharetsiz: Temizlenmemiş, pis.​
Tahayyüm: Acıma, rahmet kılma.​
Tahayyür: Hayale getirme, hayalde canlandırma.​
Tahça: Duvar rafı, duvara çakılmış kapaksız küçük dolap.​
Tahir: Temiz.​
Taht-ınan: Taht ile, tahtla.​
Talak: Boşama.​
Talan: Yağma.​
Talanmak: Yağmalamak, yağma edilmek.​
Talip: İstekli.​
Talip: İsteyen, istekli, öğrenci, bağlı olan.​
Tam taşı: İşaret taşı.​
Tama: Hırsla isteme, aç gözlü.​
Tamaşa: Temaşa, seyretme, hoşlanarak bakma.​
Tamu: Cehennem.​
Tamu: Cehennem.​
Tan etmek: Hoş görmemek, kötülemek, yermek, ayıplamak.​
Tan: Güneş doğmadan önceki alaca karanlık.​
Tana: Susuzluktan yanmak.​
Tanış: Tanıdık kimse, bildik.​
Tanışak: Tanışalım.​
Tan-yıldızı: Gün doğmadan önce doğu gözeriminde görülen parlak yıldız, Çoban yıldızı. Kervanyıldızı, Çulpan, Venüs.​
Tapşırırsa: Söylerse, bildirirse.​
Tapşırmak: 1. lsmarlamak. 2.Emanet etmek. 3. Söylemek, ad söylemek.​
Tarayı tarayı: Taraya taraya.​
Tarhun: Yenilebilen ve hekimlikte kullanılan güzel kokulu bir bitki; tuzla otu.​
Tariflemek: Tanımlamak.​
Tarikat: Yol manevi yol, usul, tarz.​
Tarlan: Doğan. Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.​
Tartılım: Tartılayım.​
Tay: Denk eş.​
Taya: Dadı, süt anası.​
Tecdid: Yenileme, yeniden yapma.​
Tecella: Tur Dağı'nda Tanrı'nın Musa'ya görünüşü.​
Teferrüc: Fikretmek, düşünmek, fikri harekete getirmek.​
Tehi dest: Eliboş, züğürt.​
Tek: Gibi.​
Tekebbür: Kibirlenmek. Kendini büyük görmek.​
Tekebbürlük: Kibirlenme, büyüklük taslama.​
Tekin: Gibi.​
Telef olmak: Yok olmak, ölmek.​
Telli durna: Turna, telli turna.​
Telli: 1 .Kadın adı olarak, 2. Sorguçlu kimi kuş türleri için kullanılır.​
Temaşa: Gezme, bakıp seyretme.​
Temenna: Eli alnına götürerek selamlama işareti yapma.​
Tene: Tane.​
Ter: Yeni, taze.​
Tercüman: Kurbanlık koyun.​
Terezi: Terazi.​
Terkini: Belli bir saatte ve yerde buluşma için sözleşme.​
Terlan yiyenni: Terlan yiyenli. Doğandan daha yırtıcı avcı kuş.​
Terlan-terlen: Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.​
Terliyip: Terlemiş.​
Tevekkül: İşi Allah'a bırakıp kadere razı olma.​
Tevür tevür: Biçim biçim, her halinle.​
Tezbahar: 1. İlkbahar. 2. Erken gelen bahar.​
Teze: Taze, yeni.​
Tezelenmek: Yenilenmek.​
Tezelenmek: Yenilenmek.​
Tezkin: Teşbih etmek, benzetmek.​
Tezze: Taze, yeni.​
Tezzele: Tazele, yenile.​
Tıfıl: Küçük çocuk.​
Tığ-ı müjgan: Sevgilinin kaşları ve kirpikleri.​
Tırıntaz: 1. Tirendaz ''tir-endaz'', ok atıcı. 2. Uyumlu giyinmeyi huy edinmiş kimse. 3. Çok temiz kimse.​
Timar: Sağaltma, iyileştirme.​
Tir I: Benzer, denk eş.​
Tir II: Ok.​
Tomur olmak: Tomurmak, tomurcuklanmak, kabarmak.​
Tomur salmak: Tomur sürmek, tomurcuklanmak, filizlenmek.​
Tomur: Kabartı, ağaç ve asmalardaki filiz kabartıları.​
Tor: 1. Ağ, tuzak, kapan. 2. Acemi, toy, bir işi yapmakta becerisi olmayan.​
Tora ilişmek: Ağa takılmak, tuzağa düşmek.​
Tora salmak: Tuzağa düşürmek.​
Tovuz: Tavus kuşu.​
Toy I: Şölen, düğün.​
Toy II: Toy kuşu, iri ya da orta boylu, tüyleri kızıl ve esmer benekli bir av kuşu. Toygun: Ak ve çakır renkli doğan.​
Toy tamaşa: Eğlence, düğün dernek.​
Toylak: Toy Kuşu.​
Toylu tamaşalı: Eğlenceli, düğün dernekli.​
Tozarmak: Toz kalkmak.​
Tozmak: Gezmek, salınarak dolaşmak.​
Tozumak: Tozarmak, tozu kalkmak.​
Tozuyan: Tozaran.​
Töhmet: Karaçalma, suçlama.​
Tökmek: Dökmek.​
Töküp: Dökmüş.​
Tuba: Cennette bulunan ve kökü göklerde, dalları aşağıda olan ağaç.​
Tuğ: Başlangıçta Türklerce kutsal sayılan ve kutas-kotas adı verilen Tibet öküzünün, sonraları atın kuyruk kıllarından yapılan sembol, hükümdarın verdiği saygınlık belirten sorguç.​
Tuğu terlen [terlan-tarlan]: Başında uzun tüyleri olan, sarıya çalgın renkli, iri pençeli avcı kuş; tuğlu doğan.​
Tumaşa: Temaşa, seyretme.​
Tun: 1.Köşe, bucak; gizli yer. 2.Yön, semt.​
Tundan tuna atmak: Diyardan diyara sürüp dolaştırınak, bahtsızlığa uğratmak.​
Tundan tuna: Uzak yerlere, felaketten felakete.​
Tur Dağı: 1.Bir dağ adı. 2.Dinsel inanca göre Tanrı'nın Musa'ya yüzünü yansıttığı dağ.​
Turab: Türap, toprak.​
Turabınnan: Türabından, toprağından.​
Turan: Eski İranlılar tarafından Türk ülkesine verilen ad; Orta Asya.​
Turap: Toprak.​
Tuş gelmek: Karşılaşmak, görünmek.​
Tutam: Tutayıın.​
Tutuban: Tutarak.​
Tutum : Tutam, demet, deste.​
Tutum: Tutayım.​
Tüg: Tiiy, telek.​
Tümen. 1. İran para birimi. 2. İran'da binlik altın. 3. On bin.​
Türki: Türkçe. Türk milletine has.​
Tütün: Duman, gönül yanığının dumanı.​